Kategoriler
Yazılar

Sur’la ilgili yalanlar, yalanlar, yalanlar…

Gün geçmiyor ki yandaş medyada Sur ile ilgili yalan haber olmasın. Bu yalan haberler, çoğunlukla slogan türü başlıklarla veriliyor (kayyumlardan epey şey öğrenmişler belli ki).

“Sur küllerinden yükseliyor”, “Sur’da tarih yeniden doğuyor” gibi sloganlar sadece Diyarbakır’da her birkaç metrede bir gördüğümüz bez dövizleri değil, yalan yanlış bilgiler eşliğinde yandaş medyanın da sık sık sayfalarını süslüyor.

Dünkü Güneş gazetesi Sur’un yıkılan mahallelerinde yeni yapılan villalardan bir resimle birlikte şu başlığı atmıştı:

“Kandil’in partisi HDP’nin yüzde 80 oy aldığı Diyarbakır’ın Sur ilçesindeki terör mağdurlarına villa tipi evler yapılıyor.”

Şu cümledeki hangi yalandan, hangi rezillikten başlasam bilemiyorum. En iyisi Sur’la ilgili hakikatleri sıralayayım:

9 Mart 2016’da Sur’da resmi olarak operasyonlar bitti. O dönemde alınan uydu fotoğrafları çatışmalardan zarar gören Bölgeyi net olarak gösteriyor. Yine 30 Mart 2016 tarihli Sur Belediyesi Hasar Tespit Raporu da çatışmalar sırasında oluşan yıkımın boyutunu her bir detayı ile veriyor. Bu uydu resimleri ve detaylı raporlardan çatışmalar sırasında bu 6 mahallenin ufak bir bölümünün hasar aldığını görüyoruz.

Devlet bu hasarlı bölümleri toparlayacağına, 21 Mart 2016’da önce Sur için kamulaştırma kararı çıkardı, ardından yasağın devam ettiği 6 mahallede hızla yıkıma başladı. Bu 6 mahalle neredeyse dümdüz edildi. Yok edildi. Onlarca kültüre ait bir yer, binlerce yıllık bir tarih, tüm uyarılara rağmen devlet eliyle pervasızca yok edildi.

2016 yazında yıkıma paralel bu yasaklı altınmahallede inşaat çalışmaları başladı. Sur’un tarihi dokusuna tezat, Suriçi Koruma Planı dikkate alınmaksızın garip villa şeklinde evler yapılmaya başlandı. Bu süreçte Sur’un dokusunu, mimarisini bilen mimar, şehir plancı ya da ilgili sivil toplum örgütlerinden görüş alınmadı.

Bu ucube villalar (bu villaları tanımlayacak başka kelime bulamadığım için ucube diyorum) yakında satışa çıkarılacak. Bu evlerin 700 bin TL’ye satılacağı belirtiliyor. Devlet bu mahallelerden çıkmak zorunda kalan, evi yıkılan insanlara gelin size satalım demiş olsa da yoksul Surluların bu evleri alamayacağı net.

Hala Sur’da ölen evlatlarının kemiklerini arayan aileler varken, biraz vicdanı olan hiçbir Diyarbakırlının da gidip bu evlerden satın alacağını sanmıyorum. Bu ucube villalarda kim oturacak açıkçası ben de çok merak ediyorum.

Devlet 3 yıldır Sur’u sürekli yıkıyor ve yeni yapılar, yollar “inşa” ediyor. Bu 6 mahallenin yıkılması yetmemiş olacak ki 2017 Mayıs ayında, bu sefer kentsel dönüşüm adı altında Alipaşa mahallesini yıktı. İnsanları susuz, elektriksiz bırakarak, zorla, şiddet kullanarak evlerinden çıkardı.

Şarkılara konu olmuş Alipaşa bugün yok artık, oraya da ucube villalardan inşa ediliyor. Sadece bu villalar değil inşa edilenler. Sur’un ana Gazi ve Melikahmet caddeleri yıkıldı. Yıllar önce elle tek tek yapılmış güzelim bazalt taşları sökülüp atıldı, yerine iğrenç fabrikasyon taşlarla, soğuk ruhsuz yeni caddeler yapıldı.

Yıkıma paralel “inşa”, caddelerden, çarşısına Sur’da her alanda devam ediyor. Belli ki bu yıkım ve “inşa”dan nemalananlar var. Bu nemalanan şirketler kim bilmiyoruz.

Tüm araştırmalarımıza rağmen ne halk ne de Diyarbakır iş camiası Sur’u kimlerin inşa ettiğini öğrenebilmiş değil.

Bu arada bu altı mahallede sokağa çıkma yasağının hala devam ettiğini de not olarak düşeyim. Dünyanın en uzun yasağı unvanıyla. 2 Aralık’ta yasak üç yılını bitirmiş olacak.

Üç koca yıldır Sur’un bu mahalleleri, mahalle halkına da Diyarbakırlılara da yasak. Gelin görün ki hiç kimsenin giremediği bu mahallerde yağmalamalar oluyor. Buna ilişkin birçok haber medyada da çıktı.

Ermeni Kilisesi Vakfı da birkaç kez yasaklı alanda kalan kilisenin yağmalandığına ilişkin açıklama yaptı. Nitekim çarşıda yasaklı bölgeden çıkarılan bazı şeylerin satıldığını da görüyoruz. Bir yağma ve yağmanın ticareti söz konusu.

Aslında tarih satılıyor. Neredeyse üç yıldır halkın giremediği bu sokaklarda bu ticareti acaba kimler yapıyor?

Devlet geri dönüşsüz bir biçimde Sur’un kimliğini, tarihini yok ediyor. Belli ki iktidar yıktığı bu şehirlerde yeni bir tarih yazmayı amaçlıyor. Ve bu yeni tarih yazımı içerisinde Alipaşa, Hançepek (Gavur mahallesi), Hasırlı, Lalebey, Fatihpaşa… gibi mahalleler ve Kürt, Ermeni, Süryani ve daha onlarca kadim halkın Sur’daki ortak mirası yok.

Nitekim Sur’da Osmanlı mimarisine özgü yapılar yükseliyor. Bugün anlıyoruz ki bu yıkım ve yok etmeyi planlarken, iktidar nasıl bir Sur istediğini de düşünmüş, planlanmış.

Yazıyı bitirirken Jinnews’te geçen bir haber görüyorum. Haberde şöyle diyor:

“Sur ilçesindeki tarihi surların parçası olan ve yaklaşık üç yıldır operasyonlar gerekçe gösterilerek girişine izin verilmeyen altı mahallede yasağın “inşaat bölgesine giriş yasağına” dönüştürüleceği belirtildi.”

Yani iktidar, 3 yıldır devam eden sokağa çıkma yasağını anlatamayınca, şimdi de yasağın ismini değiştirerek hakikati karartmayı planlıyor. Yalanlar, yalanlar hiç bitmiyor.

Ancak iktidar şunu bilmiyor. Bu yalanlarla tarih yazacağını sanıyorsa yanılıyor. Çünkü bizler de karşı tarihi yazıyoruz. Hem de içindeyken, hem de daha “tarih” olmamışken…