Kalkınma illa otoban illa AVM demek değil

UYGAR GÜLTEKİN yazdı:


‘Kalkınma illa otoban illa AVM demek değil’

Kalkınma, yoksulluk ve göç üzerine çalışmalar yapan, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nda çalışmış Nurcan Baysal’ın yolu Kavar’la 2008-2013 yılları arasında kesişti. Bu yörenin daha yaşanılır bir hale gelmesi için çaba gösterenlerden biri olan Baysal, halktan dinlediği hikâyeleri, İletişim Yayınları’ndan çıkan O Gün kitabında topladı
Kavar, Van Gölü kenarında Tatvan’a bağlı bir havza. 6 köy ve 5 mezradan oluşuyor. Burası, geçmişte Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı bir bölge. Köylerin bir kısmı 1990’lı yıllarda boşaltılmış, yakılmış; bir kısmı ise korucu köyleri. Kalkınma, yoksulluk ve göç üzerine çalışmalar yapan, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nda çalışmış Nurcan Baysal’ın yolu Kavar’la 2008-2013 yılları arasında kesişti. Bu yörenin daha yaşanılır bir hale gelmesi için çaba gösterenlerden biri olan Baysal, halktan dinlediği hikâyeleri, İletişim Yayınları’ndan çıkan O Gün kitabında topladı.
‘O gün’ün ifade ettikleri ‘olağanüstü’ bölgenin ‘olağan’laşmış olaylarının bir dökümü adeta. “O gün”… Yani, ‘köyümün yakıldığı gün’; yani ‘oğlumun öldürüldüğü gün’; yani, ‘korucu olduğum gün’; yani, ‘babamı tandıra koyup üstüne benzin döktükleri gün”… Baysal’la Kavar’ın hikayesinden yola çıkarak bölgenin ahvalini konuştuk.
  • ‘Kalkınma’ kavramı bölgeyle ilgili olarak çok sık kullanılıyor. Siz kalkınma alanında faaliyet gösterdiniz. Nedir kalkınma, bölgede nasıl bir anlam ifade ediyor?

Çok sorunlu bir kavram ‘kalkınma’. Her kullandığımda eleştiriler geliyor. Ben de biliyorum geleceğini zaten. Kalkınma lafından hazzetmeyenler var. Ben de başka bir terim bulamadığım için kullanıyorum. Bölgede çok kötü durumda olan yerler var. Birçok eşitsizlik var. Sivil toplum örgütlerindeki insanlar olarak farklı yöntemeler kullanıyoruz. Bunlardan biri de kalkınma programları. Ama kalkınmadan kim ne anlıyor? Örneğin Başbakan da kalkınma diyor ama ben onunla aynı şeyi anlamıyorum. Kalkınma dediğiniz zaman insanların yaşam kalitelerini artırabilmeleri için onlara gereken olanakları sunmak, daha mutlu ve özgür olabilmelerini sağlamak gerek. Bunlar illa otobanlar, AVM’ler olmak zorunda değil. Kalkınma insanlara yaşamlarında farklı seçimler, fırsatlar sunmaktır. Bu nedenle kavram bölgede çok itici geliyor. Çünkü kalkınma politikacılar tarafından HES’ler, otobanlar, AVM’ler olarak sunuluyor. Ya kalkınma anlayışımızı değiştireceğiz ya da yerine başka bir kavram bulacağız. Ben ilkini tercih ederim.
  • Türkiye Küresel Kalkınma İndeksi’nde iyi bir yerde değil. Doğu ve Güneydoğu Anadolu ise çok kötü durumda. Kalkınmada neden başarılı olunamıyor?

Bölgedeki insanlara önceden gidip ‘Neye ihtiyacınız var?’ diye sormuyoruz. Bence bu çok temel bir sorun. 4 ya da 5 yıl önce Diyarbakır’da bir adam ölü bulunmuştu açlıktan. Yeşil kartı vardı ama yeşil kartı kullanmak için hastaneye gidecek parası yoktu. Sorunu bir yerinden tuttuğunuz zaman olmuyor. Yakmışsın, yıkmışsın. Elbette yol da lazım ama entegre bakmak gerek, insanlara sormak gerek. Mesela ben BM’de çalışırken kadın girişimcilik projeleriyle çok uğraştım. Bizce sihirli formüldü. Şöyle düşünüyorduk; kadınlar gelecekler, biz onlara eğitimler vereceğiz, işe girecekler falan. Tabii kadınlara sormadık. Girişimciliğin ne olduğunu kadınlar da bilmiyordu. Onlar da bu eğitimleri aldıktan sonra aylık bir gelirleri olacağını düşündü. Biz de böyle bir dolu projeye başladık. Bir müddet sonra hepsi başarısızlıkla sonuçlandı. Bir tanesi kalmadı ayakta. Çünkü Türkiye’de kadınların girişimci olması için genel ortam uygun değil, o ortamı da sağlamaya çalışmalıyız. Benim eğitim vermem yetmiyor. Kadın bankaya gidecek, kredi lazım. Dünyadaki mal varlığının binde biri kadının üstünde, neyi gösterecek teminat? İş ilişkileri hâlâ rakı sofrasında bitiyor.
Bölge yıkılmış, sadece bir tarafı düzeltmenle olmuyor. Teşvik veriyorlar ve tamamdır diyorlar. Ya kardeşim günde 10 kere elektrik kesiliyor, teşvik versen kaç yazar! Gidin Diyarbakır’da organize sanayiye, zararın ne kadar büyük olduğunu görün.
  • Kavar’la yolunuz nasıl kesişti?

Ben proje için çalışmaya başlarken bölge seçimi için yola çıktık. Bitlis’te karar verdik, Bitlis’in o zaman harika bir tarım müdürü vardı. Bu adamla çalışılır dedik ve bize 3 havza gösterdiler. Biri Kavar’dı. Kavar en çok ihtiyacı olan yer dediler. Ama Kavar’da çalışmak zor, boşaltılmış. Bu kadar zorlanacağımızı düşünmemiştik. İlk gittiğimde vazgeçsek mi diye düşündüm açıkçası. Evler yıkıktı. Sanki üzerlerine toprak örtülmüş gibiydi.
  • İnsanların anlattığı hikâyeleri dinlediğinizde kendinizi nasıl hissettiniz?

Onların yanında kendimi çok güçsüz hissediyorum. Öyle bir anlatıyorlar ki. “Başımıza bunlar geldi ama biz kimsenin hakkını yemedik” diyorlar. Ama bunu bir üzüntüyle anlatıyorlar. Bütün yaşananlara rağmen barış istiyoruz diyorlar. Düşünün, Cumhuriyet kurulduğundan bu yana sürekli olarak ‘Jandarma geldi dağa çıktık’ diye anlatıyorlar. O günden bugüne gelen travmatik bir durum. Hâlâ hakaret devam ediyor. Karşı köyün yolu yapılıyor ama seninki yapılmıyor. Bu tarz ayrımcılık ve aşağılanma devam ediyor.
  • Bu kadar ağır hikâyelerin yaşandığı bir coğrafyada sizin çalışmanız zorlaşmıyor muydu? Bunca şey yaşandıktan sonra bir yolun yapılması ya da yapılmaması önemli olabiliyor mu?

Çok umutsuzluğa düştüğümüz zaman oluyordu. Bu küçük küçük şeyler yaşamımızı kuruyor bence. Çok sıkıntı yaşadık ama biz onları yapmak için oradaydık. Biri şu kadar bal üretmiş diyorlardı, biz bununla mutlu oluyorduk. Koca vakıf 30-40 kadının balıyla sütüyle uğraşıyoruz. İnsanların oralarda bu balı tekrar üretmeleri çok önemli. Çünkü her şeyi unutmuşlar. Yani köye dönmelerden falan bahsediyoruz ama insanlar köylerine geri döndüğünde her şeyi unutmuş olarak dönecekler.
  • Köye dönüşler Kürt siyasetinin uzun süredir gündeminde. Mümkün mü, kolay olacak mı?

Herkesin istediği yerde yaşama hakkı var. Elbette bazıları geri dönmeyecekler. O insanlar köyleri yakıldığı için her şeyi kaybetmiş, bilgiyi de kaybetmişler. Burada zaten varoşlarda, inşaatta, tekstilde çalışanı, simit satanları var. Döndüklerinde bunları yapamayacaklar. O zaman burada yaşamlarını toparlamalarına yardımcı olmak lazım. Geri dönenlerin kaybettikleri geri verilmeli. Sivil toplumun yanlarında olması lazım. Bu kolay olmayacak. En baştan başlayacak her şey. Ağaç budamaktan mesela. Küçük üretimler, kooperatifler kurmak şart. Kavar yaptıktan sonra her yer yapar gibi geliyor bana. Çünkü Kavar gerçekten çok zordu. Kavar’da hem korucular hem köyleri yakılanlar ortak süt toplayabiliyorsa, her yerde olur. Bizim yapabileceğimiz o yolu açıp onları desteklemek. Bir sürü insan dağdan dönecek. Nereye gidecekler? Bir kısmı illa köylerine dönmek isteyecek. İnsanlar kendi toplumu ve değerleriyle yeniden birleşebilmek için dönmek istiyorlar. Taş taş üstünde kalmamış bir yere dönüyorsun. İstanbul’da yaşayan bir kadın anlatıyordu: “Burada çok hakarete uğradım, köyüme dönmek istiyorum.” Geleli 20 yıl olmuş. Dışarı çıkmaya utanıyor. Markete gidip bir ekmek isteyememiş. Doktora bile gitmemiş. Ayrımcılık yerine yoksulluğu tercih ediyorlar. Politikacılara düşen bu yolu açmaktır.
  • Teşvik paketlerinin olumlu sonuç vermemesinin nedeni ne?

Aradaki uçurum çok büyük. Bölgede kalmış olan sermaye çok küçük. Bizim bütün iş dünyasını toplasan İstanbul’un en küçük sermayesi kadar. Çok büyükleri kalmıyor zaten. Bu mesele zaten en çok da adalet meselesi. Benim bir Kürt olarak senin zenginliğini paylaşmam gerek. Ben bu zenginliği paylaşamıyorum. Yani ben de bu ülkeye vergimi ödüyorum ama bu zenginlikten eşit pay alamıyorum. Adalet eşit pay almayı gerektirir. Biz teşvik verdik başvurmuyorlar diyorlar. Yok böyle bir şey. Düşünün Diyarbakır’da teşviğe başvuru yapıyorum, belgeyi alıyorum ama yatırımı gerçekleştiremiyorum. Onlarsa sadece bu belge üzerinden istatistik oluşturuyorlar. O kadar hatalı bir enformasyon veriliyor ki, Batı’da insanlar bölge için çalışıldığını düşünüyor. O yüzden kalkınma deyince bunların hepsiyle mücadele etmek gerekiyor.
  • Bürokrasinin yaklaşımında bir değişim yok mu? 

Bürokrasi bu işlerde inanılmaz etkili. Köyün yoluna bile bürokrasi karışabiliyor. Her şey kaymakamın eline bırakılmış vaziyette. En ufak ayrıntıya kadar yetkililer. Buralarda kesinlikle daha özerk bir yönetim anlayışının olması gerekir. Çok merkezi bir anlayış var. Orada yaşayanlar için en hayati şey kaymakam için sadece bir kâğıt. Kalkınma politikaları bile küçük üreticiyi, çiftçiyi düşünecek şekilde değil. En büyük handikap bu. O yüzden özerk yönetim şart. Yerelden yönetimin nasıl yapılacağı çok önemli. Ama özek yönetimi kurduk, yeniden AVM dersek bu iş olmaz. Karadeniz için de bu böyle. Karadeniz fındıktan para kazanamıyor, düşünebiliyor musunuz?
  • Kürt siyaseti bu konuda nasıl bir sınav veriyor?

Kürt siyasetinin yapabileceği çok şey var ama henüz yapmadı. Ekolojik ve toplumcu söylemleri var. Bunlar etkili. Diyarbakır’dan Dersim’e kadar her yerde ekoloji dernekleri kurulmuş. Örgüt çok etkili. Mesela köylerde köylüler ağaç kesemiyorlar, çünkü örgüt ormanı koruyacaksınız demiş. 10 yılı aşkındır bölgede iktidarlar ama söylemleri hayata geçiremiyorlar. Ekonomide, kalkınmada neler yapabiliriz, bunlar daha yeni konuşuluyor.

‘Ermeniler ve PKK’liler şu tarafa geçsin!’

  • Kavar’da Ermeni köyleri var, Kürtlerin ağzından Ermenilerin hikâyelerini dinlediniz ve bunları kitapta da anlatıyorsunuz…

Yarısından fazlası Ermeni köyüymüş. Kavarlılar çok rahat anlatıyorlar, ‘Şu köy Ermeni köyü, Ermenilerin yurdu’ diye. Bu beni çok etkiledi. Her gittiğim evde “Kızım, Ermeniler vardı, Ermenileri şöyle öldürdüler” diyorlardı. Bugün çektikleri sıkıntıları onlara bağlayanlar bile var. “Ermenilerin ahı kaldı” diyorlar. Dikkatimi çeken diğer şey ise Ermenilerle ilgili hep güzel şeyler anlatıyorlardı. “Ermeniler yetimlere bakardı, ustalık onlardaydı, hepsi mavi gözlü, güzel insanlardı” gibi. Köylüler ne yapıldığının çok farkında ve utanç duyuyorlar bundan. Bunun sorumluluğunu da hissediyorlar. Kavarlıların hepsinin büyük bir pişmanlık, utançlık duyması önemli. Bunları anlatmak zordur aslında, onu düşündüm. Belki de Kürt köylerinin çoğunda bunları anlatıyorlar. Kavar aynı zamanda Ermeni yurdu. Bu yüzden kitaba buradan başladım. Bu kitaba başladığım zaman öğrendim, Jandarma köy boşaltmaya geldiğinde bir çizgi çekermiş, ‘Ermeniler ve PKK’liler şu tarafa geçsin’ dermiş.

*As published in Agos Newspaper on 17.02.2014