Kategoriler
ahvalnews

Ben hâlâ elini tutuyorum kardeşim

“Nurcan kardeşim.

Yazılarınızı okuyunca içim parçalanıyor.  Burada iş güç oradan oraya koşturma, orada yıkım.

Banka hesabıma bakıyorum. Gırtlağa kadar borç. Turkcell’i ödemek de zorluk. Nasıl gelirim diye düşünüyorum… Gelirsem ne faydam olur… Öte yandan ayağıma bir eşofman geçirip gerekirse otostop ile atlayıp gelme ve o tımarhaneyi düzeltmeye en azından iki el, iki ayak, iki göz ve bir beyin daha sunma ihtiyacı… Nihayetinde realite, ümitsizlik, çaresizlik…

Güzel kardeşim, her ne kadar terk edilmiş ve unutulmuş hissetseniz de bilin ki durum öyle değil. Birçoğumuz kalakalmış ve hareket kabiliyetinden yoksun bir şekilde bu bataklığın içinde saplanmış durumdayız. Ama bu saplanmışlığımız asla bizim de içimizin sızlamadığı, üzülmediğimiz ve derin ‘ahhhhh’lar çekerek ‘keşke’leri eklemediğimiz anlamına gelmez.

İstanbul’dan sonsuz sevgilerimle. Lütfen bizi affedin.

Sen elimizi bırakma kardeşim”

Bu mektubu 2015 sonunda memleketim Sur’da sokağa çıkma yasakları sırasında bir okurumdan almıştım. O güne kadar Batıda Türklerin bizleri duymadığını düşünürken, bomba ve silah sesleri arasında biraz da can haliyle yazıları yazarken gelen bu mektup, Türklerle olan gönül bağımı tekrar güçlendirmişti. Sonrasında gelen akademisyenlerinin Barış Bildirisi ve daha başka girişimler yalnızlık hissiyatımı kırmış ve kardeşliği tekrar hissetmeye başlamama vesile olmuştu.

Evet, Türkiye’nin batısı burada yaşananların farkındaydı ve bir ses veriyordu, bize elini uzatıyordu ve en önemlisi de gelecekte birlikte yaşayabilmek ve barış için bir sorumluluk üstleniyordu. Bana nefes oldu tüm bunlar o dönem, ayakta kalabilme gücü verdiler.

Üzerinden dört koca yıl geçti. İnanması çok zor. Bazen dün gibi geliyor yaşananlar, bazen de yüzyıl öncesi gibi… Bazen de 2015 öncesi hayatımız yokmuş gibi geliyor.

Geçen hafta gittiğim İstanbul’da birçok insanın, aydın, yazar, gazeteci, iş insanı, akademisyenin, bu karanlık gidişatı durdurmak için nasıl canla başla çabaladıklarına şahit oldum. Neredeyse her gün toplantılar, bir araya gelmeler, muhalefet partilerinin birlikte mücadelesi için o partiden öbür partiye koşmalar, paneller, sohbetler, bildiri hazırlıkları, ev toplantıları, Çağlayan’da mahkeme kapılarındaki birliktelik…

Sadece Batıdaki muhalif kesim ve zulüm görenlerle bir birliktelik ve dayanışma değil bu, Kürtlere yönelik baskı ve zulme karşı Kürtlerin yanında durma çabası aynı zamanda. Bu mücadelenin içinde, hatta tam da göbeğinde aktif şekilde yer alan bir dostumla konuşurken, dostumun “sonumuz ne olur bilmiyorum, bu karanlık ne kadar sürer bilmiyorum, ama birbirimizin elini bırakmamak çok önemli Nurcan” demesi, bana 2015’te gelen bu mektubu hatırlattı.

2020 yılının bu ilk aylarında şimdi ben sana bir mektup yazmak istiyorum kardeşim. Umarım mektubum bir şekilde gözüne çarpar, okuma şansın olur ve sana ulaşabilirim:

“Kardeşim. Biliyorum sen de rahat değilsin. Ülke her gün daha çok karanlığa batıyor.

Bazen bir rüya görüyorum. Sur yerinde, Halil Suriçi’nde güvercinlerini besliyor. Helin birazdan sıcak ekmek almaya gidecek koşa oynaya, Çekvar basketbolcu olacak. Kaan annesiyle geldiği On Gözlü Köprü’den güzel anılarla ayrılacak. Rozerin, Sur’un güzel küçelerini fotoğraflayacak. Taybet Ana mutfakta çocuklarına sevdikleri yemekleri yapıyor olacak. Komşusunun oğlu 10 yaşındaki Memo yaşıyor, ikizi Mercan’la oynuyor olacak.

Ankara’da Güvenpark’tan Kızılay’a doğru koşar adımlarla yürüyecek Ozan Can ve Ali Deniz. Bir kahve içip Kızılay’da, çok özledikleri memleketleri Antep’i konuşacaklar uzun uzun. Tahir Abi bana yine el sallayacak Lise Caddesi’nde, “bir ara kahve içelim” diyecek, “içelim Tahir Abi”… Bekes ilk adımlarını atacak güneşli bir Cizre gününe. Cemile genç kız olacak. Barış mücadelesi verenler Ankara Garı’nda muhteşem bir miting yapacak. Halay çekecekler gönüllerince. Güzelim Şırnak gururla geleceğine bakacak. Dilan’ım, Evindar’ım yaşıyor olacak.

Olmadı kardeşim, olmadı. Bir kez daha savaş isteyenler kazandı. Savaş isteyenler, ölüm isteyenler bir kez daha canımıza, kentlerimize, çocuklarımızın geleceğine kastetti. Kardeşliğimize kast ettiler. Kalbimizde büyük bir yara açıldı. Yıkıntılar arasındayız. Memleketim ise yok artık.

Yine de bil istedim. Tüm bu yıkıntıya rağmen, ben hala elini tutuyorum kardeşim. Tüm farklılıklarımızla, tüm renklerimizle o eli tutma isteğim devam ediyor.

Ve bir gün bu yıkıntıları birlikte umudun inşasında kullanabileceğimize inanmak istiyorum”.