Kategoriler
ahvalnews Yazılar

Ülke…

Sadece son bir iki haftada ülkede meydana gelen birkaç olayı hatırlayalım:

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş Ramazan Ayı’nın ilk cuma günü hutbesinde “İslam zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor. Lûtîliği, eşcinselliği lanetliyor. Nedir bunun hikmeti. Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesidir, bunun hikmeti. Yılda yüzbinlerce insan gayri meşru ve nikahsız hayatın İslami literatürdeki ismi zina olan bu büyük haramın sebep olduğu Hiv virüsüne maruz kalıyor”  diyerek LGBTİ bireylere karşı nefret suçu işledi.

Bunun üzerine barolar bu sözleri kınayan açıklamalar yaptılar. Açıklama yapan barolar hakkında “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” suçundan jet hızıyla soruşturmalar açıldı. Ali Erbaş’ın açıklamaları sonrası sosyal medyada birçok LGBT artık sokakta rahat yürüyemediğini söyledi, bir kısmı da saldırıya uğradıklarını belirttiler.

Beş gün önce Cumhurbaşkanı Erdoğan korona virüs normalleşme adımlarını açıklarken muhalefete ‘kılıç artığı’ ifadesini kullandı. Ermeniler “kılıç artığı” denilerek hedef gösterildikten hemen sonra İstanbul Bakırköy’deki Dzınunt Surp Asdvadzadzni Kilisesi’nin giriş kapısı yakıldı. Dün yakalanan zanlı ifadesinde “Korona virüsü bunlar bela etti o nedenle yakmaya kalktım” dediğini öğrendik.

Ermeni yazar Vartak Estunyan dün twitter hesabından şöyle ifade etmişti düşüncelerini:

“Bakırköy’deki Ermeni Kilisesinin kapısı kimliği belirsiz biri tarafından yakılmak istenmiş. Kilise duvarlarındaki ırkçı yazılamalara alışkındık da ateşe vermek çok başka bir şiddet biçimi. Korkmuyorum demeyeceğim. Bilakis, ödüm kopuyor.”

Açlık grevini sonlandırdıktan sonra hayatını kaybeden Grup Yorum’un üyesi sanatçı İbrahim Gökçek’in ölümüne ilişkin sosyal medyada “gebermiş” tagı açıldı. Bu da yetmedi, defnedilmek üzere memleketi Kayseri’ye götürülen cenazesinin defnedilmesi sokağa çıkan bir grup tarafından engellenmek istendi. Ülkü Ocaklarından olduğunu öğrendiğimiz gruptakiler, Gökçek’in cenazesinin gömülmesine izin vermeyeceklerini söylerken, “gömseler bile çıkarıp, yakarız” dediler. Bir cenazeyi gömdürmemek için linç çağrıları yapıldı.

Dün ise Ülke TV kanalında Esra Elönü’nün ‘Arafta Sorular’ adlı programına katılan Sevda Noyan, canlı yayında ölüm tehdidinde bulundu. Noyan, 15 Temmuz’da kimseyi öldüremedikleri için heveslerinin kursağında kaldığını ima ederek şu sözleri sarf etti:

“15 Temmuz kursağımızda kaldı, yapamadık istediklerimizi. Bizim aile şöyle bir 50 kişiyi götürür. Maddi ve manevi olarak çok donanımlıyız. Bizim sitede var hâlâ 3-5 (komşu), benim listem hazır.”

Programın sunucusu Esra Elönü ise, Noyan’ın sözleri üzerine; “‘Ayak’ az kalır bence, dört ayaklarını denk alsınlar” diyerek yanıt verdi.

Bu yaşananların hiçbiri hafife alınacak konular değil. Bir zihniyetin dışa vurumu ama aynı zamanda gelecekte olabilecek bir takım vahim olayların da habercisi. Bu ülkeden, bu toplumdan artık hepimiz korkuyoruz. Seni bir gün öldürmek için listeleyen “komşuların” olduğunu bilmek oldukça ürkütücü, ya da bir gün birilerinin evladının cenazesini gömüldüğü yerden çıkarıp yakabileceğini düşünmek…

Hakikaten son virajlardayız. Hiçbir ahlak, din, inanç ya da idealde olmayan şeyler bu ülkede oluyor. İnsanları katletmek meşru kılınıyor, cenazelere işkence meşru kılınıyor ve bunların karşısında devlet vatandaşını korumak bir yana, devletin tepesindekiler bu kin, nefret ve gözü dönmüşlüğü arttıracak söylemlerde bulunuyor. Bu tehdit, hakaret ve aşağılamalara artık yeter demek zorundayız. Bizler ya yüksek sesle farklılıklarımızla barış içinde yaşayacağız, ya da komşularını bile katletmeyi düşünen insanların yaşadığı bir ülke olacağız. Hangi ülkeyi istiyoruz?

Yazıyı bitirirken birkaç haber daha geçiyordu. Onları da alt alta sıralayayım:

-Mardin’de bir polis memuru havaya ateş açarak bir çocuğu yakaladı.

-Bursa Nilüfer ilçesinde bir kişi av tüfeği ile kargaları vurup ağaca astı.

-Şırnak İdil ilçesinde  6 mezar taşı balyozla parçalandı.