“Kirli” bir pazarlığın ortasında, Kürtler ve Cizre!

Avrupa Parlamentosunda 12.si düzenlenen “Avrupa Birliği, Türkiye, Ortadoğu ve Kürtler Konferansı”  için Brüksel’deyim.
Pazartesi günü Brüksel yolunda ise aklımdaki tek şey Cumartesiden beri Cizre’de Cudi Mahallesinde 5 katlı bir binanın bodrum katında ambulans bekleyen yaralı insanlar. Bodrum katına sığınan bu 34 kişinin 28’i yaralı, bu yaralılardan 18’inin durumu ağır. Ve günlerdir ambulans gitmediği için bu insanlar tüm Türkiye’nin hatta dünyanın gözleri önünde tek tek ölüyorlar.
Konferansa katılım yoğun. Avrupa parlamentosundan milletvekilleri, HDP milletvekilleri, akademi, sivil toplum, medyanın yanı sıra Nobel ödüllü Doğu-Timor’un eski Başkanı Jose Ramos-Horta, Shirin Ebadi, Leyla Zana, Selahattin Demirtaş gibi isimler de var.

Avrupa Birleşik Sol Grubunun Başkanı Gabi Zimmer açılış konuşmasına, Türkiye’nin güneydoğusunda büyük bir felaketle karşı karşıya olunduğunu ve AB’nin yaşananlara bu kadar uzun bir süre sessiz kalmaması gerektiğini anlatarak başlıyor.
O sırada Cizre’de, ambulans gitmediği için binanın bodrumunda mahsur kalan yaralılardan üniversiteli bir kız çocuğu son nefesini veriyor.
Doğu-Timor’un eski Başkanı Jose Ramos-Horta, bu tarz savaş durumlarında, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun’un sık sık bahsettiği önleyici önlemlerin önemine dikkat çekiyor. Endonezya’dan verdiği örneklerde ACEH Bölgesine verilen özerkliğin gerilimlerin ve şiddetin azalmasındaki rolüne değiniyor. 
Cizre’de can çekişen yaralılardan mesaj geliyor: “Şuan üzerimizdeki binayı yıktılar, nefes almakta zorlanıyoruz…”
İran’dan Nobel Barış ödülü sahibi Shirin Ebadi, demokrasinin çoğunluğun kuralları olmadığına dikkat çekerek, hükümetlerin sadece seçimler aracılığıyla meşru olamayacağından bahsediyor. Hükümetlerin meşruiyeti insan haklarına saygıdan geçer diyor. Ve çok temel bir soruyu soruyor: Barış istemek suç mudur?
Cizre’de bodrum katında ölenler battaniyelere sarılıyor, ölümün kokusu havasız bodrum katına yavaş yavaş yayılıyor…
Leyla Zana yaşananların hangi birini anlatayım diye söze giriyor, bugün Türkiye’de yaşadıklarımız neye sığar diye soruyor? Uluslararası hukuka mı? Savaş hukukuna mı? Vicdan mı, ahlaka mı?
Cizre’de bodruma sığınmış 28 yaralıdan Selami Yılmaz ölüyor. Selami’den geriye Cizrespor atkısıyla çektirdiği resmi kalıyor.
ABD’nin eski Hırvatistan Büyükelçisi Peter Galbraith Türkiye’de yeniden başlayan savaşın kökeninde Suriye’deki savaş olduğunu belirterek, “Kürtler terörle mücadele edenlerin başında geliyor, bunu unutmayalım” diyor. Ve ekliyor: “Barış yapmak istiyorsanız, aslında güçlü bir muhataba ihtiyacınız var, bu muhatap da PKK olmalı. Çünkü hem güçlü hem de barış istiyor”
Cizre’de yaralıların bulunduğu bina tekrar aralıksız bir şekilde toplarla vurulmaya başlanıyor. Yaralılar arasında bulunan Sultan Irmak ölmek üzere…
Cengiz Çandar Türkiye’nin seçimlerden itibaren yavaş yavaş faşizan bir rejime doğru gittiğini belirterek, şöyle devam ediyor:“Ülkem için kaygılıyım. Türkiye’de Kürt halkı üzerine bir felaket yağıyor. Türkiye’de hiçbir zaman şehirler bombalanmadı, sokaklara çıkma yasağı, cenazelerin kaldırılamadığı küçük bedenlerin buzdolabında saklandığı, şehirlerin harabeye çevrildiği bir durum yaşanmadı. Bu duruma karşı çıkan 1128 akademisyen ülkeyi yöneten hükümet tarafından ‘terörist’ ilan edildi. Kürt siyasi hareketine terörist etiketi yapıştıran zihniyet, akademisyenlere de terörist diyor. Bir akıl tutulmasıyla karşı karşıyayız”. Çandar  Türkiye’de Kürt halkının üzerine felaket yağdığına dikkat çekiyor.
O sırada Cizre’de yaralıların bulunduğu bodrum katına kurşunlar yağıyor. Bodrum katının tavanı çökmek üzere…
Profesör David Romano AKP hükümetinin gerçek değişiklikler yerine, göz boyamayı tercih ettiğini örneklerle anlatıyor ve Türkiye’de şu anki baskıların 80’leri aratmadığını belirtiyor.
Cizre’de yaralıların bulunduğu bodrumdan mesaj geliyor: “Burada Sultan adında ağır yaralı bir kız çocuğu var, bana sürekli baba beni bırakma diyor, duyunca kahroluyorum.”
Savaş hukuku uzmanı Profesör Susan Breau Kürt halkının işlenen suçlara karşı halkını korumak için silaha başvurmak zorunda kaldığını belirterek, terör tanımlamasını değişmesi gerektiğini ifade ediyor. Türkiye’nin tüm uluslararası hukuk ve savaş hukuku kurallarını ihlal ettiğini belirtiyor.
Cizre’de bodrum katında kalanlar: “Ne su var, ne ilaç, bazıları iç kanama geçiriyor, bazılarının psikolojisi bozuk, bazılarının yaraları kokuyor…”
Selahattin Demirtaş konuşmaya başlıyor:
“Kürt siyasi perspektifi ne Türk halkını, ne Türkiye’de yaşayan diğer kültürleri, kimlikleri, inançları tehdit etmeyen, onları yok saymayan bir perspektif oluşturdu. Kürtler, Türkleri düşman olarak görmüyor, Türklük için Kürtler bir tehdit değil, laiklik için bir tehdit değil, İslam için de bir tehdit değil. Başka din ve inançlar için de tehdit değil. Peki, neden Türkiye Kürtleri tehdit olarak görüyor, çünkü statükocu bir zihniyete sahipler. Ana muhalefetin, yönetim kadrosunun kendisini gözden geçirmesi lazım. Dünya değişiyor ve Türkiye bunun dışında kaldıkça fatura daha ağır oluyor. Bütün halklar daha ağır bedeller ödüyor”.
Cizre’de bodrum katından  bir mesaj daha geliyor: “Sürekli su isteyen 13 yaşında bir kız çocuğu var. Hep su istiyor. İç kanaması var. Ancak ona su veremiyorum”.
Konferanstan sonra tüm gece Cizre’den haber almakla geçiyor. Cizre’de bir bodrumda yararlılar ölümle yaşam arasında gidip giderken, Brüksel’den, Amed’e, Hollanda’dan, İstanbul’a, İsviçre’ye… dünyanın dört bir yanında Kürtlerin  başlarını koydukları yastıklarda sessizlik var, uykusuzluk var, acı var, akıllar kalpler Cizre’de…
Cizre’den Avrupa Parlamentosu’na Canlı Bağlantı
Konferansın ikinci günü, benim Avusturya Yeşiller Partisinden milletvekili Berivan Aslan ile birlikte sunduğum “Bölgeye Dair Yeni Politikalar ve Çözümlere Bakış” konulu panelle başlıyor.
İlk konuşmacı Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Kati Piri’den sonra, telefonla Cizre’ye bağlanmaya karar veriyoruz. Cizre Halk Meclisi Eş Başkanı Mehmet Tunç telefondan Avrupa Parlamentosuna sesleniyor:
“Durum medyanın aktardığı gibi değildir. Cizre’de büyük bir katliam yaşanıyor ve büyük bir soykırımla yüz yüzeyiz. Bütün evler bombalanmış, tanklar kullanılıyor. 21’inci yüzyılda düşmana karşı kullanılan silahlar, kendi halkına karşı AKP hükümeti ve Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından kullanılıyor. Cizre’de bir trajedi yaşanıyor. 60 gündür bu halk aç susuz. 120 bin nüfustan 10 bin kalmış ya da kalmamış. Halkı zorla göç ettirmişler. Bu gibi politikalar 1990’lı yıllarda da uygulandı. 4 bin köy boşaltılmış Cizre gibi ilçelere yerleştirilmişti. PKK bitirilecek diye bu köyleri boşaltmışlardı. Ama şimdi de şehirleri boşaltıp PKK’yi bitireceklerini söylüyorlar.
Gerçekten Cizre’de bir trajedi yaşanıyor. 28 kişi bir evde yaralandı. 5 yaralı yaşamını yitirdi. Su tamamen tükenmiş. Su almaya çıkıyoruz keskin nişancılar tarafından vuruluyoruz. Çıkamıyoruz. 4 kat bina havan topları ile tamamen yıkılmıştır. Yayına bağlanmak için şu an o yıkık binadayım. Ve durum çok çok kritiktir. Bunun için oradaki dostlarımıza söylüyoruz. Lütfen bu vahşeti durdurun. Cizre’de bu katliamı durduracak güçtesiniz. AKP hükümetini uyarıp, Cizre üzerindeki bu ablukayı kaldıracak güçtesiniz. Aksi takdirde oluşacak bir katliamda sizleri de suç ortağı görmek durumundayız”.
Avrupa’nın suç ortaklığı
Konferans boyunca Avrupa parlamenterlerinin yaptığı konuşmalar ve özel görüşmelerimizden Avrupa Birliği ve ülkelerinin Türkiye’de neler olup bittiğinin gayet farkında olduğunu gözlemliyorum. Maalesef Avrupa ülkelerinin kendilerini var ettiği değer yargıları ve çıkarları arasında ciddi bir çelişki var ve bu çelişkinin de farkındalar. Mülteci sorununu çözmek için Türkiye ile kirli bir pazarlığa oturmuş durumdalar. Ancak şunun farkında değiller: Türkiye’de yaşananlara, Kürtlere yapılan zulme gözlerini kapatmaları, Avrupa’nın mülteci sorununu çözmeyecek, daha da arttıracak. Türkiye hızla Suriyelileşecek, ve Türkiye’den Avrupa’ya gitmeye çalışan mültecilere Türkiye’nin kendi halkları da eklenecek. Bu kirli pazarlık Avrupa Birliğinin sadece dayandığı evrensel ilkeleri değil, bizzat Avrupa’nın kendisini de altüst edecek.
Avrupalı parlamenterler, uzmanlar konferansta konuşmaya devam ediyorlar…
O sırada Cizre:
Yaralıların tahliyesi için belediyeye ait ambulans ve cenaze aracı çıkarıldı …
Ambulanslardan önce zırhlı araçlar bodrum katının etrafını kuşattı…
Tanklarla kuşatılarak topa tutulan bodrumdaki ağır yaralılara “teslim olun” çağrısı yapılıyor…
Yaralılardan haber alınamıyor…
Cizre’de 100 metre ötedeki ambulans yararlıları almadan geri dönüyor…
Akşama doğru Avrupa parlamenterleri ve Kürt sorunu konusunda dünyanın çeşitli ülkelerinden insanlar konuşurken, artık dinleyemediğimi fark ediyorum. Gözyaşlarım önümdeki kâğıtlara sessizce düşüyor. Burada bu salonda, politikacılar, uzmanlar tartışır ve kendi devletlerinin çıkarlarını anlatırken, Cizre’de insanlar ölüyor.
Nusret Bayar’ın da ölüm haberi geliyor. 6 günde 6 genç ölüm, hepimizin gözlerinin önünde…
Her şey biranda boş geliyor. Sadece haykırmak istiyorum.
CİZREEEEEEEE!
Nurcan Baysal
*As publihed in T24 on 29.01.2016