Yazılar

Dokunduğu hayatların şahidiyiz…

„Dokunduğu hayatların şahidiyiz“

„Anlamadıkları Osman Kavala değil; bir insanın sadece inandığı değerler için, herhangi bir karşılık beklemeksizin güzel şeyler yapabileceği düşüncesi.“

Foto: dpa
Türkiye sivil toplumunun en önemli liderlerinden, iş insanı Osman Kavala hükümete yakın “yandaş“ basında çıkan karalama kampanyaları ve hedef göstermenin ardından 19 Ekim gecesi gözaltına alındı. Henüz gözaltındayken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “STK temsilcisiydi, medya mensubuydu, güzel vatandaştı gibi güzellemelerle hedef saptırmaya çalışılıyor… Türkiye’nin Soros’u denilen kişinin havası çıktı meydana“ ifadelerinin ardından da tutuklandı. Şimdi cezaevinde.
Tutuklanması beni ve birçok insanı derinden sarstı. Yüzlerce insan tutuklanmasının ardından onunla ilgili anılarını paylaşmaya, yazmaya, onun nasıl bir insan olduğunu anlatmaya koyuldu. Bu onun ne kadar çok hayata dokunduğunun da bir göstergesi. Ben dokunduğu bu hayatların bir kısmına şahit olmuş insanlardan biriyim.
Kars’tan Çanakkale’ye
Osman Kavala ile yaklaşık 18 yıl önce, sivil toplum çalışmaları sırasında tanıştım. O zamanlar aktif olduğum kadın hakları ve kadına yönelik şiddet ile ilişkin çalışmalara Osman Kavala da yoğun destek veriyordu. Daha sonra kültür sanat alanında yaptığı birçok çalışmanın da ya içinde bulundum ya da bir ucunda yer aldım. Yıllar boyunca Kars’tan, Muş’a, Diyarbakır’a, Antep’e, Antakya’ya, Mardin’e, Erivan’a, İç Anadolu’ya, Çanakkale’ye, Bursa’ya… Ülkenin birçok yerinde aynı masa etrafında bir araya gelemeyecek birçok insanı kültür-sanat çalışmaları ile nasıl bir araya getirdiğine şahitlik ettim.
Kurucusu olduğu Anadolu Kültür, Anadolu’nun dört bir yanından yerel sanatçıları destekledi, yerel kültürlerin ortaya çıkarılmasında çaba sarf etti. Genç sanatçılara destek verdi. Anadolu şehirlerinde üretilen kültür-sanatı diğer şehirlerle buluşturdu. Sadece kültür-sanat çalışmaları da değil, çocuk hakları, mülteciler, yoksulluk, kalkınma çalışmaları, savaş mağdurları, LGBT bireylerin hakları, Kürt sorununun ve Ermeni sorununun diyalogla çözümü, demokrasi, özgürlük, adaletin tesisi… Öylesine çok ve farklı alanlarda katkı sundu ki bu ülkeye…
Bir felaket olduğunda ilk koşanlardandır. Nasıl böyle aynı anda her yerde olabildiğine şaşırırdım. 23 Ekim 2011’de Van depremi yaşandı. Hemen ertesi gün Diyarbakır’da bulabildiğimiz bütün battaniyeleri satın alıp, bir kamyonla Van’a gitmiştik. Yollarda duruyor, ihtiyacı olanlara battaniyeleri bırakıyorduk. O sırada yine rastlamıştım Osman Kavala’ya. Meğer o deprem olur olmaz Van’a gitmiş! Çadırları, köyleri geziyor, ihtiyaçları belirliyordu. Köylerdeki ihtiyaçları belirledikten sonra birlikte yetkililere gitmiş bir çadır kent kurulması için girişimlerimizi başlatmıştık. Başladığı işi asla yarım bırakmaz ve hep takip ederdi. Depremzedeler kalıcı konutlara geçene dek Osman Kavala yıllarca onların ihtiyaçlarını takip etti, bu ihtiyaçlara yetişmeye çalıştı.
Elini taşın altına koyanlardan
2012 yılında, çözüm süreci dönemiydi. Biz de yapılacak araştırmalarla barışı desteklemek, Diyarbakır’da, başta Kürt Meselesi olmak üzere, Türkiye’nin ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel sorunlarına yönelik derinlikli ve ayrıntılı araştırmalar ve çalışmalar yapacak bir enstitü kurmak istiyorduk. Konuştuğum ilk kişilerden biri yine Osman Kavala’ydı. Çünkü o sadece herkesin yardımına koşan iyi bir adam değil, aynı zamanda inandığı barış, özgürlük, adalet, eşitlik ilkelerine göre yaşayan ve bu ilkelerin toplumsal hayatta daha fazla yer etmesi için uğraşan, elini Türkiye’de bu ağır taşın altına koyanlardan biridir.
2012 yılında Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsünü Osman Bey’in de katılımıyla, farklı politik görüşler ve geçmişlerden gelen 12 kişiyle birlikte kurduk. Yönetiminde kaldığım uzun yıllar boyunca Osman Kavala’nın anadilinde eğitimden, geçmişle yüzleşmeye, Kürt sorunun birçok boyutunda ne denli tutarlı ve düzgün bir siyasi tavır içinde olduğunu, demokrasi, eşitlik, özgürlük, adalet gibi ilkelere bağlılığını ve bunlar için verdiği mücadeleye bizzat şahitlik ettim.
2014 yazında İŞİD saldırıları ile Irak’tan Türkiye’ye yüz binlerce Ezidi kaçarken Osman Kavala yine devredeydi. Diyarbakır Ezidi kampında uzun uğraşlarla birlikte bir okul kurduk. Okulun ihtiyaçları, okul kitapları, öğretmenlerin motivasyonları… Tüm bunlarla tek tek ilgilenirdi. Bölgedeki Ezidi kamplarında odun, yiyecek, kıyafet bittiğinde yine ilk aradığımız insandı. Hangi odunu, hangi çadırı alırsak insanları daha iyi ısıtır, bunlarla birebir kendisi ilgilendirdi. Elinden gelen desteği Suriyelilerden, Ezidilerden, Türklerden, Kürtlerden, Ermenilerden, Süryanilerden, hiçbir halktan, hiçbir insandan esirgemeyen özel bir adamdır Osman Kavala. Bu destekler onun sadece hayırseverliğinin değil, politik duruşunun günlük yaşama yansımalarıdır aynı zamanda.
Siyasi bir dava
Şimdi bu özel adam ”Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve hükümetini ortadan kaldırmaya yönelik bir ayaklanma olan ve terör örgütleri FETÖ/PDY, PKK/KCK, DHKP/C ve MLKP’nin aktif olarak katıldığı ve destek verdiği, kamuoyunda „Gezi olayları“ diye bilinen eylemlerin yöneticisi ve organizatörü olduğu iddiası“ ile suçlanıyor. “Hükümeti ortadan kaldırmaya ve anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs“ suçlamasıyla 1 Kasım 2017’den bu yana Silivri Cezaevi’nde özgürlüğünden mahrum.
Öfkelenmemek ve Türkiye’nin geldiği şu rezil hale üzülmemek elde değil. Osman Kavala’nın yaptığı işler arasında suçla anılacak bir şey bulmanın mümkün olmadığını iddia ediyorum. Hukuksal sistemin adil ve yasalara uygun işlediği bir ülkede, Osman Kavala gibi bir insanı herhangi bir konuda suçlamak mümkün olmayacaktı.
Bu dava, siyasi bir davadır. Hükümet uzun süredir sivil toplumu kendisine tehdit olarak görüyor. Sivil toplumun güçlenmesini istemeyenlerin ve sivil toplumun kültürel çeşitlilik, insan hakları, demokrasi, eşitlik, barış, adalet mücadelesi yok etmeye çalışılıyor. 20 Temmuz 2016’da ilan edilen OHAL ile birlikte binlerce sivil toplum örgütü çıkarılan KHK’lar ile kapatıldı.
Diyalog ve demokrasi arayanlara bir mesaj
Osman Kavala’nın tutuklanması hükümetin sivil toplumu bitirme uğraşının belki de en önemli ayağı. Osman Kavala’nın temsil ettiği değerlerdir dört duvar arasına kapatılmak istenen ve özgürlük, barış, eşitlik, adalet, çeşitlilik, insan hakları, ifade özgürlüğü, diyalog ve demokrasi arayanlara, bunlar için mücadele edenlere bir mesajdır.
Elbette bu hükümetin, Osman Kavala için “ülkenin en karanlık adamı“ manşetleri atan yandaş medyanın, ne sivil toplumu ne de Kavala’yı anlamasını beklemiyorum. Çünkü anlamadıkları Osman Kavala değil; bir insanın sadece inandığı değerler için, herhangi bir karşılık beklemeksizin, tüm bu iyi, güzel şeyleri yapabileceği düşüncesi. Çünkü onlar açısından bu gerçekten “inanılmaz“ bir şey!
Yazıyı Kavala’nın çalışma arkadaşlarından biri, Derya Bozarslan’ın bir sözüyle bitirmek isterim:
 Osman Kavala ’nın şu hayatta değdiği milyon tane güzel insandan biri, 2014’te DAİŞ saldırısından sonra Şengal’den göç eden bir Ezidi kadın aradı beni. ‘Her sabah güneşe yüzümü dönüyorum ve Melek-i Tavus’a, Kardeşim Osman’ı zalimlerden koru, diye dua ediyorum’ dedi.“
Bizler de Osman Kavala’nın yanında olduğumuzu, onunla aynı yolda yürümekten gurur duyduğumuzu, onun taşıdığı değerlerin takipçisi olduğumuzu bir kez daha ilan ediyoruz.

Nurcan Baysal
*As published in Taz Gazete on 19.12.2017 (http://www.taz.de/Archiv-Suche/!5471045&s=Nurcan+Baysal/)

Yazar Hakkında

Nurcan Baysal