KUZEY İRLANDA DOSYASI-3

Barış Anlaşması: Güç paylaşımı  

Hayırlı Cuma Anlaşması aslında Kuzey İrlanda’nın yeniden tasarımıydı. Anlaşma ile Kuzey İrlanda/ İngiltere, Kuzey/ Güney ve Doğu /Batı (İngiltere ve İrlanda Adası) arasındaki ilişkiler baştan düzenlendi.
Anlaşma görüştüğümüz her kesim tarafından bir “GÜÇ PAYLAŞIMI” anlaşması olarak tanımlanıyor.  Hiçbir tarafın muhalefette olmayacağı, herkesin hükümette olacağı şekilde bir güç paylaşımı yapıldı. Kuzey İrlanda hükümetindeki bakanlıklar aldıkları oy oranlarına göre tüm partiler arasında paylaştırıldı. Böylece Barış Anlaşmasının uygulaması tüm tarafların içinde yer aldığı bir hükümet tarafından yapılacaktı.

O’Donnell bunun zorunlu bir güç paylaşımı olduğunu belirtiyor:
“Geçmişe kıyasla Kuzey İrlanda’nın kendi içişlerini kendilerinin yönetebileceği bir sistem hazırlandı. Eskiden hem İngiltere  hem İrlanda Kuzey İrlanda’nın içişlerine çok müdahale ediyorlardı, artık Kuzey İrlanda parlamentosu kendisi ilgilenebilecek kendi sorunlarıyla, kolluk kuvvetlerinden diğer işlere kadar… Bunun için yeni bir iktidar anlaşması, iktidar paylaşımı yapılması gerekiyordu, zoraki bir iktidar paylaşımı oldu, çünkü eğer çoğunluk deseydik, çoğunluk Protestan’dı ve her şey tekrar aynı devam edecekti. Bu nedenle zorunlu olarak iktidar paylaşımı şart koşuldu. Kuzeydeki her şey oybirliği ile olmalı dendi. Tüm sistem çatışma çözümü sonrası toplumlar için özel olarak hazırlanmıştı. Zoraki olarak paylaştırılmış bir iktidar var Kuzey İrlanda’da ve farklı gruplar bu şekilde iktidara dahil edildi.”
En önemli sorunlar silahsızlanma, tutsaklar ve polis kuvvetleri idi. Ahern oldukça kapsayıcı bir belge hazırlanmasının sonraki süreci kolaylaştırdığını söylüyor:
“Müzakereden mümkün olduğunca kapsayıcı bir belge ile çıkmak gerekiyor, aksi takdirde müzakereler bozuluyor, insanlar çekiliyor, ama irili ufaklı meselelere parmak basabilirseniz size yol gösterir, nitekim bundan sonra hep Hayırlı Cuma’da neler vaat edildiğine odaklanıldı. Daha sonra elinizde bir belge oluyor.”

Silahsızlanma?

Hayırlı Cuma Anlaşmasında birçok konu için ayrı komiteler kurulmasına karar verildi. Bunlardan en önemlisi de en zor konu olan silahsızlanma idi. Barış Anlaşmasından önce IRA silahları bırakmayı reddetti, anlaşmanın uygulanıp uygulanmayacağını görmek istiyordu. Bunun üzerine barış anlaşmasında silahsızlanma ile ilgili bağımsız bir uluslararası komisyon kurulmasına karar verildi. Hükümetler metot hakkında karara varamadılar. Silahsızlanma uluslararası bir organ tarafından gizlice gerçekleştirildi. Uluslararası  silahsızlanma komisyonu hükümetlere net mesaj veriyordu, “bugün şu kadar silahın gömülmesine şahitlik ettik” diyorlardı. “Biz uluslararası komisyona karışmadık, onlar bize ara ara rapor veriyordu, tek bir yöntem kullanmıyorlardı, biz onlara güvendik” diye anlatıyor dönemin Dışişleri Bakanı O’Donnell. Barış Anlaşmasından sonra silahların tam olarak gömülmesi 10 yılı aldı.
Bir diğer zor konu tutsaklar meselesi idi. 2 yıl içerisinde tüm tutsakların serbest bırakılmasına karar verildi. Buna paralel cinayetlerle ilgili soruşturmalar devam etti. Geçmişle yüzleşme üzerinde anlaşılamayan bir konu idi. Bu nedenle bu konu geleceğe bırakıldı. 2014 yılı Aralık ayında imzalanan Stormont House Anlaşması ile bu konuda bir ilerleme sağlandı.

IRA liderlerinin durumu?

IRA’nın tüm liderleri ve üyeleri serbest bırakıldı ve kendi ülkelerinde yaşamaya devam ettiler. Dönemin Başbakanı Ahern görüşmemizde bunun nedenini şöyle açıklıyor:
 “IRA liderlerinin başka bir ülkeye gitmesini istemedik. Kendi ülkelerinde bir yaşam kurmalarının, başka bir ülkede yine muhalefet etmelerinden daha iyi olacağını düşündük. IRA liderleri nerde iseler orada kaldılar, adada yaşamaya devam ediyorlar, çoğu çalışıyor, bir hayatları var, çok azı tekrar suç işledi.  Eğer biz şunu söyleseydik, bazı IRA liderleri ABD’de kalsın deseydik, çünkü bir kısmı oradaydı, bir müddet sonra zorlanırdık. Şimdi İspanya hükümeti ile konuşuyoruz ve hükümete şunu soruyorum: insanların burada normal yaşama dönmesi mi daha iyi, yoksa dışarıya sürüp orada size muhalefet etmeleri mi?”
Kuzey İrlanda’da birçok suça karışmış polis gücünün yeniden yapılandırılması başka bir zor konu idi. Birçok insanı emekli etmek ya da işten ayırmak gerekiyordu. Yeni polis gücünün en az %30’unun azınlık topluluğundan yani Katoliklerden olmasına karar verildi. Bir kombinasyon, karma sistem kuruldu.
İrili ufaklı tüm sorunların ele alındığı Hayırlı Cuma Anlaşması tüm taraflarca imzalandıktan 2 ay sonra belirlenen bir günde, hem Kuzey İrlanda hem de İrlanda Cumhuriyeti’nde  halk oyuna sunuldu. Güney halkının %90’ı, Kuzey halkının  %73’ü anlaşmayı onayladı.  O’Donnell bu referandumun politikacıları rahatlattığını ifade ediyor:
“Anlaşma referandumla onaylandı, hem Kuzeyde hem Güneyde.  Aynı gün onaylandı referandumla, dolayısıyla demokratik de bir otoritesi vardı. İrlanda halkına anayasanın değiştirilmesini ister misiniz, İngilizlerin İrlanda üzerindeki hakimiyetinin vazgeçmesini ister misiniz…vs. tüm bunlar soruldu ve halk buna onay verdi. İnsanlar bağımsız olmayı istediler ve bunu barışçıl bir şekilde barışçıl bir araçla gösterdi. İrlanda şunu kabul etti, İrlanda’ya yakınlık duyan 1 milyon Protestan halk benimsemiyorsa bir siyasi çerçeveye zorlayamazsınız. Referandum ile elde ettiğimiz demokratik otorite bize çok büyük güç verdi, süreç politikacıların elinden alınmış, halka verilmiş oldu.”
Nurcan Baysal
*As published in T24 on 25.02.2015

Yazar Hakkında

Nurcan Baysal