100 yıl sonra gelen mesaj ‘sözde’ kalmasın

100 yıl sonra gelen mesaj ‘sözde’ kalmasın

MEHVEŞ EVİN yazdı

İlkokul üçüncü sınıftayım. Ders kitabında“Ermenilerin Türkleri nasıl doğradıkları, annelerin karınlarından bebekleri çıkarıp boğdukları, erkeklerin bağırsaklarını deştikleri” yazdığını çok net hatırlıyorum. Dehşete kapılıyorum; o zamana kadar insanların birbirine karşı böyle bir vahşet uygulayabileceğinden dahi haberim yok. Bir çocuk, ders kitabında nefret ve ırkçılık söyleminin kullanıldığını, resmi ideolojinin pompalandığını nasıl bilebilir ki?
O yıllarda televizyonda ve evde, ASALA terörü konuşuluyor. Babam, eskilerin tabiriyle ‘hariciyeci‘ yani diplomat. Bir sonraki yurtdışı tayini Avrupa’ya çıkarsa, ASALA’nın namlusundayız demek. “Babamın arkadaşları öldürüldü. Pekala babamı da öldürebilirler!” diye korkum katlanıyor. 1970’lerin sonundaki Türkiye’yi hayal edin. Ben ve yaşıtlarım, Ermenilerden korkarak, nefret ederek büyüdük. Tıpkı Rumlardan, daha sonra da Kürtlerden nefret ettirildiğimiz gibi…
Onlar bölücüydü, düşmanlarımızdı, bizi öldürmek için köşebaşlarında pusuda bekliyorlardı!

Karanlık dehlizler

24 Nisan 1915'te 'sürgün'e gönderilen Ermeni aydınları Haydarpaşa Garı'da anıldı.

24 Nisan 1915′te ‘sürgün’e gönderilen Ermeni aydınları Haydarpaşa Garı’nda anıldı.
Tarihin ne şekilde cereyan ettiğini öğrenmemiz için aradan yıllar geçmesi yetmedi, kendi çabalarımızla araştırmamız gerekti. Bırakın ilkokulu, liseyi… Üniversitelerde bile yanlış, eksik, tek taraflı, sansürlü öğretiliyordu herşey. (Hoş, çok değişen birşey de yok!) Medya, tüm bu yalan yanlış bilgileri bir adım daha öteye götüren, düşmanlığı, korkuyu, paranoyayı besleyen dili sürdürüyordu.
Yeni kuşaklar, bilgiye ulaşabilme açısından bizden daha şanslı. Ancak ezberlenmiş kalıpların kırılması zor iş; yabancı düşmanlığı, Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur anafikri, halen hakim. Aksini söyleyen, neyse ki eskisi kadar ‘hain‘likle suçlanmıyor.
Ama hâlâ Türkiye’deki çoğunluk, geçmişinden, İttihat ve Terakki’den başlayıp Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘derin’ine sızan karanlık dehlizlerden bihaber. Soykırım, kırım, katliam, hangisi?
20140424 hdp-ermeni3
Bugün 24 Nisan. İdam edilen, öldürülen, aç bırakılarak veya hastalığa tutularak imha edilen Ermenileri anma günü. ‘Önce insanım’ diyebilmek için bu topraklarda yaşananlara karşı kayıtsız kalınmasını kabul etmiyorum. Ne var ki en çok konuştuğumuz şey, hâlâ ‘soykırım‘ tanımı…
Taner Akçam, ‘İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu’ (İmge Yayınları) kitabının önsözünde şöyle der: “Öncesi ve sonrası ile birlikte 1915’te gerçekten nelerin yaşandığını, her türlü şartlanmadan uzak tartışabilmemiz gerekiyor. Türkiye’de, konu üzerine rahat ve sakin konuşmamızın önkoşulunun ‘Soykırım olduğunu kabul ediyor musun, etmiyor musun’ ikilemine takılmamaktan geçtiğini düşünüyorum. Karşı karşıya olduğumuz sorun, yaşanmış olana ne ad verileceğine karar vermekten çok daha önce, yıllardır süren ‘konuşmamışlık’ nedeniyle gerçekten nelerin yaşanmış olduğu konusunda oluşmuş bilgi boşluğumuzu kapatmaktır.” (1998)

Belgelerde kırım

Ermeni kırımı-tehciri-felaketi… Artık ne diyecekseniz, tanıklıklara dayanan kitapları, yazıları okumadan, anıları dinlemeden önce tartışmaya girmekten önce bir vazgeçelim… Akçam’ın ‘Osmanlı Belgelerinde Ermeniler‘ kitabından verdiği bir örnek: Dahiliye Nezareti’nin, 29 Haziran 1915’te Diyarbakır’a çektiği şifreli telgrafta Vilayet dahilinde Ermenilerle diğer Hıristiyanların katledildiği, ’700 kişinin geceleri şehirden harice çıkarılarak koyun gibi boğazlatıldığı’, öldürülenlerin toplam sayısının 2 bin civarında tahmin olunduğu aktarılır.
Sadece Diyarbakır mı? Anadolu’nun her yerinde bu mezalim yaşandı. Elbette ‘kırım‘ emrini yerine getirmemeye çalışan görevliler, kendi hayatı pahasına komşularına yardım eden yürekli insanlar da vardı. O günlerin acısı, bunca korkuya, bastırılmışlığa rağmen silinemedi. Ne kadar reddersek edelim, kolektif hafızamıza kazındı. Yüzleşmediğimiz sürece de içimizi kemirmeye, zarar vermeye devam edecek.

Devlet, Kürtler ve Ermeniler

20140424 hdp-ermeni1
Nurcan Baysal’ın kitabı ‘O gün’ (İletişim), Van’ın Kavar bölgesini, tanıklıklar ve tarihi belgelere dayanarak anlatıyor: Kavar, Kürtlerle birlikte Emenilerin de yurdu. Bundan 100 yıl önce beraber yaşarlardı. 1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeniler ansiklopedisine göre, Kavar’ın da içinde bulunduğu geniş bölgenin eski ismi Garcgan. “V. Cuinet’ye göre 1892’de burada yaşayan toplam 4.064 nüfusun 3.820’si Ermeni’ydi. 1913-1914’te piskoposluk sayımında yalnızca 260 Ermeni görünüyordu.”
Kavar’a ‘kırsal kalkınma’ konusunda çalışma yapmak üzere giden Baysal, köylülerle Ermeniler hakkında da konuştuğunu aktarıyor. 90 yaşındaki Ayşe Teyze’nin anlattıkları: “Osmanlı’nın Paşası Ermenilere demiş ki ‘Siz Kürtlerin kafasını vurun’. Ermeniler, ‘Bütün dünyayı verseler biz Kürtlerin kafasını vurmayız. Biz onlarla ekmek, su paylaştık’ demiş. Sonra Paşa Kürtlere gitmiş. Aç oldukları için Ermenilerin kabul etmediğini onlar yapmış… Ermenileri vurduktan sonra onları birbirilerine bağlayıp götürüyorlarmış. Karşı taraftaki köyün arkasında bir tane dağ var, arkasına atıyorlarmış.” (S.37)
Böyle hikayeler o kadar çok ki! Baysal’ın sözleriyle: “Kavarlıların hepsi bir Ermeni katliamı yapıldığını kabul ediyor. Bunun bir devlet politikası olduğunu bilmekle beraber, bu katliama karışmış olmaktan müthiş utanç duyuyorlardı. Bugün çektikleri acıları devletin Ermenilere karşı katliam politikasına bulaşmış olmalarına bağlıyorlardı.

Dink cinayetini çözün!

Hrant Dink 2007'de öldürülmüştü. Zanlılardan Erhan Tuncel, geçen hafta tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Hrant Dink 2007′de öldürülmüştü. Zanlılardan Erhan Tuncel, geçen hafta tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
Türkleştirme politikası, Anadolu’nun Ezidilerden Ermenilere, Kürtlerden Rumlara, kadim halklardan arındırmasıyla sonuçlandı…
Sadece insanlığımızdan kaybetmedik. Bugün yaşadığımız pek çok insan hakları sorunu da o günlerden miras: Madımak katliamı, Diyarbakır Cezaevi, faili meçhuller, Hrant Dink cinayeti, Sevag Balıkçı’nın katledilmesi, Roboski katliamı, aynı zincirin parçaları.
Devlet, bu yıl ilk kez resmi söylemin dışında bir adım attı. Başbakan Erdoğan, 1915 kırımında ölenler için taziyelerini sundu. Mesaj, 1. Dünya Savaşında ‘hem Türklerin hem Ermenilerin’ yaşadığı ortak acıya vurgu yaptığından özür niteliğini taşımasa da son derece önemli. Samimiyetsorunuysa baki!
Zamanın ruhundan dem vurup uzlaşıyı ön plana çıkarmak, nefreti ayıplamak ‘sözde’ kalmamalı. Korkum, ‘mış gibi’ yapılması. Görüntüyü kurtarmak, konjonktürün zorladığı bir mesaj vermek yetmez. 100 yıl geç kaldık. Laf değil, artık eylem zamanı: Devlet, Dink cinayeti davasını hasıraltı etmekle değil, çözmekle başlamalı…

 ,  

Yazar Hakkında

Nurcan Baysal